gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2018 Salı

Roma'da Bir Düğün Fotoğrafı Çekimi; Gülçin ve Gökhan Evlendi!


"Yaptığım tüm düğün çekimleri arasında en sevdiğim çekimdi" desem herkes anlayışla karşılar değil mi bunu? Fakat çıtayı yükseltmek serbest! Siz de "gel Tuğba, Paris'te çek bizi, New York'ta çek bizi" diyebilirsiniz tabi ki :) Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan, devasa simge yapılarla dolu, her sokağında tarihin içinde yürüdüğünüzü hissettiren Roma'da düğün fotoğrafı çekmek benim için paha biçilemez ve çok büyüleyici bir şeydi! Roma'ya ilk gidişimde dilemiştim bunu; bir gün düğün fotoğrafı çekmek için tekrar Roma'ya gelmeyi.. Fontana di Trevi'de başladığımız çekime, İspanyol Merdivenleri (Spanish Steps), Pantheon, Castel Sant'Angelo, Colosseo ve Villa Borghese ile devam ettik. Ve tabi yürüdüğümüz muazzam Roma sokakları.. Güzel olduğu kadar ilginç bir çekim oldu bu arada; gelin daha detaylı anlatayım..

6 Eylül 2018 Perşembe

Paris Pere Lachaise Mezarlığı – Cimetière du Père Lachaise


Günün birinde ilk kez gittiğim bir ülkenin başkentinde bir mezarlık gezisi yapacağımı söyleseler inanmazdım sanırım. Seneler önce duymuştum adını; Pere Lachaise. Bu mezarlığı sıra dışı yapan şey; bir çok ünlünün bu mezarlıkta ebedi uykularına yatıyor olması.. Kimler mi? Oscar Wilde, Moliere, La Fontaine, Jim Morrison, Edith Piaf, Marcel Proust, Chopin, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya.. Anlayacağınız üzere burası sadece bir hristiyan mezarlığı değil. Müslüman, yahudi, hristiyan, budist.. Bir çok inançtan insan burada yatıyor. Biz Paris biletimizi alınca gideceğimiz yerleri planlarken Pere Lachaise için de özel bir zaman ayırdık. Paris'te mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri Pere Lachaise..  

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Gaziantep'te Nerede, Ne Yenir? (Kebap, katmer, beyran ve daha bir dünya :)

Gaziantep'ten ne zaman bir çekim için aransam heyecanlanıyorum. Çünkü yemekleri! O etleri, o tatlıları.. Çünkü muhteşem! Tatlıya büyük zaafı olan ve aynı zamanda etobur biri olduğum için Gaziantep benim için adeta bir mabet :) Uzun zamandır Gaziantep'te yaptığım gastronomi temelli gezilerimdeki favorilerimi paylaşma zamanı geldi artık. Şu yazıyı okuduktan sonra Antep'e gidip, nokta atışı muazzam / muhteşem (ve daha bi dolu olumlu sıfat) lezzetlerle tanışıp bana teşekkür edeceksiniz. Net! 

3 Nisan 2017 Pazartesi

Roma'da nerede ne yenir, ne içilir rehberi!

Sevgili Roma! Aşırı lezzetlisin ve tam bana göresin. Roma'da geçirdiğim üç gün boyunca yediğim içtiğim her şey muazzamdı. Sadece pizzalar, makarnalar değil, deniz ürünleri, kahveler, cheesecakeler, dondurmalar da muhteşemdi. Eğer siz de benim gibi iyi yemek sevenlerdenseniz, ruhunuzu güzel tatlarla beslemeyi seviyorsanız, rica edeceğim gidin bu isimlerini sayacağım mekanlara; pişman olmayacaksınız... 

8 Mart 2017 Çarşamba

Kısa, hızlı, heyecanlı Roma!

Sevgilimle uzun zamandır gitmek istediğimiz bir şehirdi Roma. Fakat iki çocuğu bırakıp karı koca gezmeye de içimiz elvermiyordu :) Derken bir gün bir telefon geldi ve düğün fotoğrafları çekmek için İtalya'ya davet edildim! Nasıl bir heyecan, nasıl bir mutluluk anlatamam. Allah biliyor; yurt dışında düğün çekmek çok istediğim bir şeydi (hangi fotoğrafçı istemez ki.) Ve bu düğün İtalya'da oluyordu. Gel de sevinçten delirme :)

22 Mart 2013 Cuma

Peygamberler Şehri: Şanlıurfa...



Ekim ayının başlarıydı sanırım... "Keşke bizim de doğum fotoğraflarımızı çekseniz" diye başlayan çok sıcak bir mail aldım. Şanlıurfa'da yaşayan bir anne adayıydı İlknur. Kendisi de eşi Aykut da çocuk doktoru ve mecburi hizmet sebebiyle Şanlıurfa'da yaşıyorlardı (doğumdan ben bu yazıyı yazana kadar geçen süre içinde tayinleri İzmir'e çıktı :) Kasım ayında doğum yapacaktı. Planlı sezaryen olması durumunda seve seve gelebileceğimi söyledim kendisine. Takvimler 19 Kasım'ı gösterdiğinde sevgili İlknur ve Ayku'un oğulları Kuzey'in doğum fotoğraflarını (hikayesi burada!) çekmek için sevgilimle birlikte yola çıktık :) OSM Ortadoğu Hastanesi'nde İlknur ve Aykut'un doğum öncesi ve Kuzey'in doğum anı fotoğraflarını çektikten sonra İlknur'un dinlenmesi için ara verdim çekime. Bir kaç saatlik arada önce yemek yedik, sonra da şehri gezdik. Şanlıurfa'ya ilk kez gitmiştim. Gitmeden önce internette biraz araştırma yaptım tabi ki. Esasen Harran'ı görmek, orada fotoğraflar çekmek istiyordum. Fakat zaman dardı, koştur koştur gidip dönmek gerekiyordu. Hem doğru düzgün bir şey anlamayacak hem de çok yorulmuş olacaktık. Bu yüzden vaktimiz yettiğince şehir merkezinde gezmeyi tercih ettik.


İlk durağımız meşhuuuur Balıklıgöl (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman gölleri) oldu. Peygamberler Şehri de denilen Şanlıurfa'ya gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. İbrahim Peygamber'in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen Balıklıgöl hafta içi bir gün olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Komşu illerden gelen çok sayıda yerli turist vardı. 150 metre uzunluğunda 30 metre genişliğinde bir göl burası. İçinde bol miktarda (kutsal olduğuna inanılan) Sazan balığı var. Neredeyse gelen tüm ziyaretçiler balıkları beslediği için her biri semirmiş durumda tabi :) Her turistik mekanda olduğu gibi burada da hediyelik eşya satışı var. Bölgeye dair birkaç magnet aldım. Bir de yöresel kıyafetler satılıyor. Rengarenk örtüler, yazmalar, kaftan tarzı morlu, pembeli, yeşilli elbiseler... Hatta isteyene iki tl. karşılığında bu kıyafetlerden giydirip, başına yazmayı kendi usullerince bağlayıp süper bir fotoğraf konsepti yaratıyorlar :) Balıklıgöl'ün olduğu yerde iki de cami var; Halil-ür Rahman Camii ve Hasan Paşa Camii. Gitmişken bu camileri de gezdik. Son durağımız Şanlıurfa'nın dar sokaklarıydı. Çok ince (asla araba geçemez, yan yana en fazla üç kişi yürüyebiliyor rahatça), çok uzun, birbirine benzeyen taş duvarlı evlerin arasında, labirent gibi sokaklarda dolaştık uzun süre. Bu sokaklarda dikkatimi çeken şey her üç dört evden birinin kapısında Kur'an kursu tabelası olmasıydı. Yani adım başı Kur'an kursu var. Hafızamın iyi olması sayesinde labirent sokaklardan arabayı parkettiğimiz yere çıkabildik (sevgilim kaybolduğumuza emindi :)



Şehre ilk girişimizde de, şehir içinde gezerken de yol tarifi için konuştuğumuz insanların çok cana yakın davrandığını özellikle belirtmek istiyorum. Restoranda, hastanede, gittiğimiz diğer yerlerde muhatap olduğumuz insanların hepsi yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyordu. Oldukça sıcakkanlı bir halk var. Şanlıurfa sokaklarında "kendimi pek Türkiye'de gibi hissetmedim" desem yalan olmaz. Özellikle çarşısında gezerken Türkçe çok az duyduk. Kendi aralarında arapça, kürtçe, zazaca vs. konuşuyorlar. Bir de normalde görmeye alışık olmadığımız puşili, şalvarlı amcalar, ben buradayım diye bağıran tondan mor ya da yeşil elbiseli, pembe yazmalı, yüzü dövmeli kadınlarla dolu her yer.

Şimdi en önemli noktaya geldik: Yemekler :) Aykut'un tavsiyesiyle Çulcuoğlu restorana gittik. Ben hayatımda böyle lezzetli yemekler yemedim arkadaş! Bir Adanalı olarak Şanlıurfa'da yediğim kebabın üstüne tanımıyorum. Beyti, Urfa Kebap ve Patlıcanlı Kebap geldi masaya. Çok net söylüyorum ki, bu üç kebap çeşidi, seyahatlerimde yediğim yemeklerin en üst sırasına oturuverdi. Dönüşte Çulcuoğlu'na tekrar uğradık, muhteşem baklavalarından ve şöbiyetlerinden aldık :) Eğer yolunuz Şanlıurfa'ya düşerse günün birinde, mutlaka ama mutlaka Çulcuoğlu'na gitmenizi öneriyorum!


Bir günlük Şanlıurfa ziyaretimden notlarım bu şekilde... Şimdilerde bir çift arasa da "düğün fotoğraflarımızı çeker misiniz?" dese diye bekliyorum :)